Fon Skandalında Yönetim Çemberi Daralıyor; Üst Kadrolar 'Hayalet' Oldu
İstanbul Mali Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğü ekiplerinin Tera Holding binasında 17 Eylül tarihinde başlattığı operasyonla tetiklenen soruşturma, üç gün içinde yedi yöneticinin gözaltına alınmasıyla zirveye ulaştı. Ancak grubun stratejik karar mekanizmasını oluşturan üst yönetim isimlerinin –Emir Münir Sarpyener, Kadir Boy, Ethem Umut Beytorun ve Ecem Tuğçe Akçay– gözaltı ve yurt dışı çıkış yasağı listelerinde yer almaması, adli sürecin "adli çemberin dışında kaldığı" tartışmalarını alevlendirdi. Tera Portföy Yönetim Kurulu Başkanı Erdin Özel’in ise sadece yurt dışı çıkış yasağı ile sınırlandırılması, AA arşivlerine göre 20 Şubat 2012 tarihli bir haberde AKP Ekonomi İşleri Başkan Yardımcılığı görevini yaptığı bilinen isim için "muafiyet" sorgulamalarını gündeme getirdi. Operasyonun ilk günü Tera Holding Genel Müdür Yardımcısı İbrahim Bekci'nin gözaltına alınmasıyla başlayan süreç, 19 Eylül'de Tera Yatırım Holding Yönetim Kurulu Başkanı Emre Tezmen, Prof. Dr. Emre Alkin, Prof. Dr. Kerem Alkin ve Alper Öztürk; 20 Eylül'de ise Yönetim Kurulu üyeleri Bülent Uygun ve Abdulkadir Özkan'ın gözaltına alınmasıyla genişledi.

Yurt Dışı Çıkış Yasağının Ardındaki Kritik İsimler ve İstifalar
Soruşturma kapsamında yurt dışı çıkış yasağı alan isimler arasında Tera Holding Başkan Vekili Erkan Kilimci ve Tera Portföy Yönetim Kurulu Üyesi Haldun Saffet İnal da yer alıyor. Daha önce TCMB Başkan Yardımcılığı yapmış olan Kilimci'nin, operasyon tarihinden bir gün önceki 18 Eylül'de Tera Holding'deki görevlerinden "kendi isteğiyle" ayrılması, zamanlaması bakımından dikkat çekici bir gelişme olarak değerlendirildi. Gözaltına alınan ve yasağı verilenler listesinde yer almayan ancak yapı taşı rollerinde olan isimlerin profilleri de soruşturmanın derinliğini artırıyor. KAP kayıtlarına göre bazı fonlarda portföy yöneticisi görevi de yürüten Ethem Umut Beytorun, Tera Portföy Yönetim Kurulu Başkan Vekili ve Genel Müdürü konumundadır. İç kontrolden sorumlu olan Ecem Tuğçe Akçay'ın görevi ise yatırımcı fonlarında usulsüzlük, suistimal veya operasyonel hataları engelleyecek mekanizmaları kurmak olarak tanımlanıyor; bu durum, kontrol mekanizmasının neden işlemediği sorusunu zorunlu kılıyor.

SPK’nın Tasfiye Kararı ve Varlık Havuzu Gündemi
Sermaye Piyasası Kurulu (SPK), krizin büyüklüğü karşısında tasfiye edilecek yatırım fonlarının sürelerini 3 aydan 6 aya uzattı. Kurul, 17 Eylül kararıyla 7 portföy yönetim şirketinin tasfiye edilen 131 yatırım fonu sürecini Türkiye İş Bankası ve Ziraat Bankası'na devretmiş, başlangıçta en fazla 3 ayda bitirilmesi öngörülmüştü. Buna paralel olarak Bloomberg, Türkiye’nin yatırımcılara ödeme yapmak amacıyla dondurulan fonlardan bir "varlık havuzu" oluşturmayı değerlendirdiğini, bu havuzun SPK’nın tasfiye emri verdiği 131 fonun varlıklarından oluşabileceğini duyurdu. Bu gelişme, küçük yatırımcıların paralarının nasıl ve ne zaman geri alınacağı konusundaki belirsizliği derinleştirirken, piyasa otoritelerinin müdahale zamanlaması sorgulanıyor.

Manipülasyonun Miladı 2024 Değil, 2021
İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’nın MASAK’a gönderdiği "2024'ten günümüze yurt dışı transferleri incelensin" talimatı, uzmanlarce manipülasyonun gerçek boyutunu ortaya çıkarmak için yetersiz bulunuyor. Ekonomist Kerim Rota’nın analizlerine göre soruşturmanın göbeğindeki Tera Yatırım’ın amiral gemisi fonu TLY, Mart 2021'de ihraç edilmiş. Fon TEFAS’a kapalıyken içinde sadece 12 ayrıcalıklı kişi bulunduğu belirtilirken, bu dönemde birkaç spekülatif hisse ile fona akıl almaz bir değer kazandırıldığı ve 1 milyon lira yatırımın 524 kat artarak 524 milyon liraya ulaştığı öne sürülüyor. SPK’nın bu yapay büyümeye rağmen fona TEFAS izni vermesi, küçük yatırımcının yıkımına zemin hazırladığı yargılanıyor. MASAK verilerinin 2024'te başlaması yerine, operasyonların fiilen başladığı 2021 yılına kadar geri sarılmadan finansal temizlik sağlanamayacağı vurgulanıyor.

Siyasi Tepkiler ve "Kim Para Kazandı?" Sorusu
Fon skandalı siyaset gündemini de sarsarken, İYİ Parti Kalkınma Politikaları Başkanı Dr. Erhan Usta, Sözcü TV'de "Devleti yönetenler, Bakan ve SPK Başkanı bunu 10 aydır biliyordu. Kimi korumak için adım atılmadı?" diyerek doğrudan iktidarı hedef aldı. Usta, şirketlere izin verenlerin, yatırım yapılan yerlerin ve kazananların kim olduğu sorularını sorarken, Bakan Şimşek’in 10 ay önceki uyarısına rağmen gecikmenin nedenini ve bunun arkasında kimlerin menfaat sağladığını sorguladı. Anahtar Parti Genel Başkanı Yavuz Ağıralioğlu ise mağduriyetin temelinde iktidarın denetim görevini yeterince yerine getirmemesinin yattığını savunduğunda, Merkez Bankası eski Başkanı Durmuş Yılmaz skandalın üç kademesini (yapanlar, göz yuman kurumlar, görev ihmalini yapanlara görev yaptırmayan siyaset kurumu) sıralayıp "İkinci ve üçüncünün üzerine gidilmediği sürece bu dosyalar kapanır. Yükü de biz halk öderiz" tespitinde bulundu.
Geçmişten Günümüze Uzağan Bağlantılar ve Yönetici Profilleri
Gözaltına alınan yöneticilerden Abdülkadir Özkan’ın geçmişi, skandalın siyasi uzantılarını güçlendiriyor. Özkan, Mehmet Görmez’in Diyanet İşleri Başkanlığı döneminde basın müşaviri, ardından Milli Eğitim Bakanlığı'nda basın müşaviri ve 2015'te Başbakan Ahmet Davutoğlu'nun başdanışmanlığı görevini yürütmüş. Kamudan finans sektörüne geçen Özkan, 19 Mart 2025'te İBB'ye yönelik operasyonlar sonrası başlayan boykot eylemlerine "sermaye düşmanlığı, vatan hainliği" diye tepki vermiş, ardından kendi şirketi DBL Entertainment'e uygulanan boykot sonrası "milyon dolarım yandı" diyerek geri adım atmıştı. Mehmet Görmez’in müşavir kadrosundan adliyeye uzanan ikinci isim olan gazeteci Mehmet Akif Ersoy'un, uyuşturucu ve örgüt suçlamalarıyla ayrı bir soruşturma kapsamında tutuklu bulunması, bu kadronun yargı süreciyle ilişkisini derinleştiriyor.
Küçük Yatırımcının Geleceği ve Hesap Sorulması
Kaynak metinde yer alan 11 maddeye varan soru listesi, skandalın boyutunu ve cevap bekleyen kritik noktaları özetliyor: Küresel endeks sağlayıcıların ve gazeteciliğin baskısı olmasaydı düzen devam edecek miydi? Denetim görevlileri neyle meşguldü? 2021'deki kapalı dönemde fahiş kazanç sağlayan isimler tespit edildi mi? Yöneticilerin arkasındaki siyasi koruma kalkanı sorgulanacak mi? MASAK milyarlarca lirayı nasıl gözden kaçıırdı? Küçük yatırımcılar birikimlerini eksiksiz geri alabilecek mi? Bu tahribatın maliyeti nihai olarak kimin üzerinde kalacak? Bu sorular, adli sürecin sadece operasyonel yöneticilerle sınırlı kalmayıp, politik ve bürokratik sorumluluk zincirini de kapsayıp kapsamayacağını belirleyecek.
Kaynak: Sözcü - Haberler
Orijinal Haber: Orijinal haberi görüntüle
Yorumlar
Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu siz yapın!