Fon Skandalında Düğüm Noktası: Tera Grubu’nun 620 Milyar Liralık Yükselişi ve “Hâkim Ortağın İradesi” İddiaları
İstanbul– Vatandaşların mağduriyetine yol açan ve gündemin en çok konuşulan konularından biri haline gelen fon soruşturmasında, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’nın Tera Grubu Yönetim Kurulu Başkanı Emre Tezmen ve eski Tera Portföy Yönetimi A.Ş. (Tera PYŞ) Genel Müdürü Alper Öztürk’ten aldığı ifadeler, olayın boyutunu ve iç yüzünü aydınlatıcı kritik detayları ortaya çıkardı. Savcılık sorgusunda odaklanılan temel mesele; fonlarda biriken vatandaş paralarının, Tera Grubu’nun kontrolündeki şirketlerin hisse senetlerini satın alarak fiyatlarını yapay yollarla yükseltmek amacıyla kullanılıp kullanılmadığı, bu süreçte hisse sahiplerinden karşılıklı menfaat (elden para) sağlanıp sağlanmadığı ve milyarlarca liralık şüpheli para trafiğinin ekonomik rasyoneli. İki isimden alınan ifadelerdeki çelişkiler ve savcılığın MASAK raporları dayatmasıyla sorduğu sorular, skandalın sadece bir piyasa manipülasyonu değil, olası bir hile ve güven yükümlülüğü ihlalini de kapsayabileceğini gösteriyor.

Savcılığın Odak Noktası: 9 Milyar Liradan 620 Milyar Liraya “Sihirli” Yükseliş
Soruşturmanın en çarpıcı verilerinden biri, Tezmen’in sahipliğinde bulunan dört şirketin (Tera Yatırım Holding, TRHOL, TEHOL, Peker Gayrimenkul vb.) toplam piyasa değerinin, nispeten kısa bir sürede yaklaşık 9 milyar liralık bir seviyeden 620 milyar liraya fırlamasıydı. Savcılık, Tezmen’in önüne bu rakamları koyarak; Tera Yatırım’ın bir yılda 1,4 milyar liradan 280 milyar liraya, TRHOL’ün 450 milyon liradan 135 milyar liraya, TEHOL’ün 1,9 milyar liradan 103 milyar liraya ve Peker’in yaklaşık 5 milyar liradan 100 milyar liraya yükselen piyasa değerlerinin nasıl gerçekleştiğini, bu artışın “şişme” bir yükseliş mi yoksa organik bir büyüme mi olduğunu sorguladı. Tezmen bu yükselişleri, şirketlerin gerçek faaliyetleri, stratejik yatırımları ve yatırımcı güveniyle açıklarken, “Bu bir şişme yükseliş değildir, bu bedel hâlen ucuz” diyerek değerlemeyi savundu. Ancak savcılık, bu dizüstü büyümenin arkasında, fon paralarının grup şirketlerine yönlendirilerek hisse fiyatlarının tetiklenip tetiklenmediğini sorgulamaya devam etti.

“Hâkim Ortağın İradesi” İtirafı ve Fon Yönetimindeki Boşluk
Sorgunun en dramatik anlarından biri, eski Genel Müdür Alper Öztürk’ün Vişne Madencilik ve Destek Faktoring hisselerine yönelik fon alımları hakkında verdiği ifadelerde yer aldı. Öztürk, related işlemlerin portföy yöneticisi tarafından gerçekleştirildiğini kabul ettiği halde, “Böyle bir kararı kendi başına alması mümkün değildir. Bu karar hâkim ortağın üst yöneticilerinin verdiği bir karar olup hâkim ortağın iradesinin yansımasıdır” diyerek, fon yönetiminin bağımsızlığının tamamen zorlandığını ve karar mekanizmasının Grubu kontrol eden üst yapıya (Tezmen’e) bağlı olduğunu tesbit etti. Bu ifade, Tezmen’in “Fon alım-satım kararlarından haberdar değilim, Tera PYŞ’nin ayrı bir yönetimi var, stratejik yatırım kararları bana ait ama operasyonel fon kararlarına karışmıyorum” şeklindeki savunmasıyla doğrudan çelişiyordu. Öztürk’ün “Portföy yöneticiliğim sadece kâğıt üzerinde formaliteden ibaretti” itirafı, kurumsal yönetim mekanizmalarının işlevsizliğinin ve SPK mevzuatına aykırı bir yapının varlığını kanıtlayan en güçlü delil olarak dosyaya girdi.
MASAK Raporları ve Milyarlarca Liralık Şüpheli Para Trafiği
Savcılık, MASAK (Mali Suçları Araştırma Kurulu) raporlarını dayanak alarak Tezmen’in hesapları arasında gerçekleşen devasa para hareketlerini tek tek sorguladı. Öne çıkan işlemler arasında; 28 Ağustos 2026 tarihli (kaynak metnindeki tarih verisi aynen aktarılmıştır) Özen Kuzu’ya tek seferde gönderilen 1 milyar 159 milyon 772 bin lira, Tera Yatırım Bankası’na yönelik 2,8 milyar lira, Tera Yatırım Holding’den alınan yaklaşık 2 milyar lira ve Tera Yatırım Menkul Değerler’den alınan 2,77 milyar lira gibi kalemler yer alıyordu. Tezmen, Özen Kuzu ödemesinin Prive Sigorta satışıyla ilgili olabileceğini, diğer transferlerin ise banka sermaye artırımı bağlamında gerçekleştiğini öne sürdü; ancak bu işlemlerin sözleşmeleri, faturaları ve karşılıkları hakkında net bir açıklama getiremedi. Ayrıca Tezmen’in toplam para transfer hacminin 2024’te 210 milyon liradan 2025’te 5,87 milyar liraya fırlaması, savcılığın “bu para trafiğinin gerçek ekonomik nedeni nedir?” sorusunu zorunlu kıldı.
SPK Cezası, İstifa ve Devam Eden Bağlar
Alper Öztürk’ün ifadeleri, Vişne Madencilik hisselerindeki ikincil piyasa işlemlerinin SPK incelemesine tabi tutulduğunu, bu süreçte idari para cezası alındığını ve kendisinin bu süreç sonucu 12 Ocak 2026 tarihli olarak Tera PYŞ Genel Müdürlüğü ve Yönetim Kurulu üyeliğinden ayrıldığını ortaya koydu. Ancak Öztürk, görevden ayrılmasına rağmen ifadesinin alındığı tarihte hâlâ Tera Portföy’de danışmanlık görevine devam ettiğini belirterek, grup ile organik bağların kopmadığını kabul etti. Bu durum, SPK’nın denetim ve ceza mekanizmasının, sorumlu yöneticilerin işlevsiz hale getirildikleri bir yapıda ne kadar etkili olabileceği sorusunu da beraberinde getiriyor. Tezmen ise fonların temerrüde düşmesiyle mağdur olan binlerce vatandaşın sorumluluğunu reddederek, yaşananları “piyasadaki panik havası” ve “bir günde 300 milyar liralık çekim talebi”yle açıklamayı tercih etti.
Sonuç: Gerçek Sorumlu Kim?
İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’nın yürüttüğü bu kapsamlı soruşturma, Tera Grubu’nun içinde geçenlerin, sadece bir portföy yönetim hatasının ötesinde, gruplaşmış bir yapı içinde vatandaş fonlarının Holding’in büyümesi için yakıt olarak kullanıldığı iddiasını güçlendiren somut bulguları (MASAK verileri, Öztürk’ün “hâkim ortağın iradesi” itirafı, SPK cezası ve muazzam hisse değer artışları) masaya yatırdı. Savcılık, “Fon parası hisse alıp fiyat yükseltmek için mi kullanıldı, karşılığında elden para alındı mı?” sorusuna cevap ararken, Tezmen’in “hukuken yasak değil” ve “menfaat sağlamadım” yanıtları ile Öztürk’ün “formalite yöneticiydim, irade üstten geliyordu” itirafları arasındaki boşluk, yargı sürecinin geleceğini belirleyecek en kritik nokta olarak duruyor. Dosya, fon yöneticilerinin bağımsızlığının kaldırıldığı, risk komitelerinin işlevsizleştirildiği ve küçük yatırımcının parasının büyük bir holding büyüklüğünün inşasına tahsis edildiği iddialarının yargı önünde test edileceği bir aşamaya girmiş durumda.
Kaynak: Sözcü - Gündem
Orijinal Haber: Orijinal haberi görüntüle
Yorumlar
Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu siz yapın!