Milli Eğitim’de ‘İl Emri’ Beklentisiyle Binlerce Aile Şehir Şehir Bölündü: “Çocuklarımız Babalarını Özlüyor”
Milli Eğitim Bakanlığı’na bağlı mazerete dayalı yer değiştirme sürecinin tamamlanması, kadro yetersizliği nedeniyle atama alamayan binlerce öğretmenin ve ailesinin yeni bir eğitim yılına da ayrı şehirlerde başlama mağduriyetiyle karşı karşıya kalmasına neden oldu. Aile birliğini sağlamak amacıyla geçen yıllarda devreye giren ‘İl Emri’ uygulamasının bu yıl da hayata geçirilmesi için Bakanlıktan müjdeli bir karara kilitlenilen öğretmenler ve aileleri, yaşanan dramı “şehir şehir bölünmüşlük” olarak tanımlıyor.

Kadro Darboğazı Aileleri Yollarına Ayrıyor
Kaynaklarda yer alan bilgilere göre, öğretmenlerin istenen illere yerleştirilmesi için açılan mazeretli atama süreci, mevcut kontenjanların yetersiz kalması sonucunda binlerce kişinin beklediği sonuca ulaşamamasıyla sonuçlandı. Bu durum, öğretmenlerin görev yaptıkları şehirlerde tek başlarına kalmasına, eşlerinin ve çocukların ise kilometrelerce öteki bir şehirde ya da memleketlerinde kalmasına yol açtı. Milli Eğitim Bakanlığı’ndan, bu mağduriyeti gidermek için geçmiş yıllarda uygulanan ve aile birliğini esas alan ‘İl Emri’ mekanizmasının yeniden gündeme getirilmesi ve hızla uygulanması isteniyor. Öğretmenler ve sendikal yapılar, sürecin uzamasının hem personelin hem de çocukların psikolojisi üzerinde yaralanmaz izler bırakacağını vurguluyor.
Küçük Yaşlardaki Çocukların Ağlaması Çığlığına Dönüştü
Ayrılığın en masum kurbanlarının çocuklar olduğu, mağdur ailelerin anlattıkları dramatik anlarda netleşiyor. Babasından uzak kalacağını öğrenen küçük bir kız çocuğu, "Konuşamıyorum, çok kötü durumdayım... Babamı çok özlüyorum" diyerek ağlayarak durumu özetlerken; bir başka çocuk da "Annem tercihlerde atanamadığı için yine uzaklara gidecek" sözleriyle yaşanan çaresizliği gözler önüne serdi. Bu ifadeler, idari bir prosedür olarak görülen atama sürecinin, aslında birer aile içi travmaya ve çocukluk çağındaki gelişim süreçlerine müdahaleye dönüştüğünü kanıtlıyor. Aileler, çocuklarının bu acıyı anlamakta güçlük çektiğini, sadece "babam gelmiyor" ya da "anne uzakta" gerçeğiyle boğuşmakta olduğunu aktarıyor.
Afet Bölgesinde Görev Yapan Anne Öğretmenin Tek Başına Büyüme Mücadelesi
Tragedi boyutunu artıran bir diğer öykü, afet bölgesinde görev yapan bir anne öğretmene ait. Öğretmen, hem anne hem de öğretmen kimliğiyle bebeğini tek başına okullara götürerek büyütmek zorunda kaldığını anlattı. "En sonunda annemin desteğiyle bebeğim memleketim olan Aydın’a gitti, eşim de Aydın’da görev yapmakta. Ben burada yalnız kaldım" diyen öğretmen, hem doğal afetin yarattığı yıkımın içinden çıkarken hem de mesleki yükümlülükleri altında aile birliğinden mahrum kalmanın ne denli zorlu bir süreç olduğunu ortaya koyuyor. Bu durum, özel durumları olan personelin (ağır hastalık, afet mağduru aile bireyi vb.) atama süreçlerinde yeterince öncelikli tutulamadığının bir göstergesi olarak değerlendiriliyor.
3 Yıldır Ayrı Kalmak Zorunda Kalan Avukat Mert Yıldız: "Bu Bir İnsan Hakları Meselesi"
Samsun Barosu’na bağlı avukat Macit Mert Yıldız, eşinin Diyarbakır’da görev yapması nedeniyle tam 3 yıldır yaşadığı ayrılığı kamuoyuna taşıyarak durumun bireysel mağduriyetlerin ötesine geçtiğini belirtti. Yıldız, "Eşimle tam 3 yıldır ayrıyız; ben Samsun’dayım, o Diyarbakır’da... Bazılarımız eşinden ve çocuğundan uzak, bazılarımızın şehir dışında ağır hastası var, bazılarımız ise çalıştığı şehirde tedavisi olmayan hastalığa sahip" diyerek, sorunun sadece mesafelerin değil; sağlık, güvenlik ve aile hayatına hak kavramlarının da ihlal edilmesi boyutuna ulaştığını vurguladı. Avukat Yıldız’ın bu çağrısı, mağduriyetin bireysel öfkeyi aşarak toplumsal bir sorun haline geldiğini ve hukuki bir zemin gerektirdiğini gösteriyor.
Sendika Çağrısı: "Her Hikayede Ayrı Bir Dram Var"
Süreçin yasal ve sendikacı boyutuna dikkat çeken Devlet Memurları Eğitim Sendikası Başkanı Metin Öksüz, Bakanlık yetkililerine doğrudan seslenerek durumu "acil müdahale gerektiren bir insanlık hali" olarak tanımladı. Öksüz, "Dinlediğim her hikayede ayrı bir dram, ayrı bir acının sesini duyduk. Öğretmenlerimizin bu feryadına artık kulak verilmesi gerektiğini düşünüyoruz" ifadeleriyle, idari engellerin (kontenjan, puan, kadro) insan hakları ve aile birliği gibi üstün hukuki değerlerin önüne geçmemesi gerektiğini hatırlattı. Sendika başkanının bu tespiti, sorunun çözümünün sadece bir idari kararla (İl Emri) mümkün olduğunu, ancak bunun için siyasi iradenin devreye girmesi gerektiğini ima ediyor.
Yeni Yılda ‘İl Emri’ Müjdesi Tek Umut
Özetle; mazeretli atama sürecinin kapatılmasıyla binlerce öğretmen ve aile, "İl Emri" uygulamasının lanse edilmesiyle birbirlerine kavuşma umudu içinde yeni eğitim yılına girdi. Kaynaklar, Bakanlığın bu taleplere ne zaman ve nasıl cevap vereceğinin henüz netleşmediğini, ancak mağdur ailelerin ve sendikaların bu sürecin her geçen gün yeni travmalar doğurduğunu, çözümün ise sadece ve sadece aile birliğini esas alan bir idari kararla (İl Emri) sağlanabileceğini bir dille söylediğini aktarıyor. Şehrin bir ucunda kalan anne-baba ve diğer ucunda yalnız kalan çocuk masalları, bu kararın alınıp alınmamasıyla ya son bulacak ya da derinleşecek.
Kaynak: Sözcü - Sözcü
Orijinal Haber: Orijinal haberi görüntüle
Yorumlar
Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu siz yapın!