BM Zirvesi Gölgesinde ABD-İsrail İlişkilerindeki Derin Çatlaklar Ortaya Çıktı
Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nun 79. dönem toplantıları için New York’taki yoğun diplomatik trafiğin ardında, ABD Başkanı Donald Trump ile İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu arasındaki ilişkinin ne denli gerginleştiğini gösteren belirgin sinyaller yer alıyordu. Netanyahu, BM Genel Kurulu’nda yaptığı konuşmanın hemen ardından İsrail’e dönmek üzere planlanan, ABD’de yalnızca birkaç saatin süreceği kestirilen bir "hızlı ziyaret" gerçekleştirdi. Bu ziyaretin en dikkat çekici ve yorumlanacak yanı, Netanyahu’nun Beyaz Saray’a gidip Trump ile görüşmemesi, haliyle Trump’ın ise New York’taki programı sırasında Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ı kabul etmesiydi. Bu tablo, iki müttefik lider arasındaki "soğuk rüzgârın" artık gizli kalmayıp kamuoyuna yansıdığını kanıtlıyordu.

İran Savaşı ve Stratejik Hedefler Arasındaki Uyumsuzluk
Kaynaklara dayanan haberlerde, Trump ve Netanyahu arasındaki ilişkilerin soğumasının temelinde, İran’a karşı yürütülen operasyonun seyri ve stratejik hedeflerdeki derin uçurum yatıyor. Trump yönetimi, Şubat ayında başlayan ve yedinci ayına giren bu sürecin, ABD için hem askerî hem de siyasi açıdan yıpratıcı bir boyut aldığını görüyor. Özellikle kongre seçimlerinin yaklaştığı bir dönemde, uzayan bir çatışmanın Cumhuriyetçi Parti için bir "siyasi yük" haline gelmesinden endişe ediliyor. Trump’ın huzursuzluğunun kaynağı, savaşın uzaması ve Hizbullah ile Hamas’la sağlanacak olası anlaşmaları dış politika başarısı olarak sunma arzusu arasında bir denge kurma zorunluluğunda aranıyor.

Buna karşılık Netanyahu, güvenlik odaklı bir retorikle hareket ederken, İran’ın nükleer ve balistik füze programlarını tamamen ortadan kaldırma ile Tahran yönetimine karşı içerden bir direniş harekete geçirme gibi hedeflerinin henüz büyük ölçüde gerçekleşmediği gerçeğiyle yüzleşiyor. İran’ın nükleer programının belirsizliği sürerken, Tahran’ın bölgedeki komşu ülkeleri ve ABD varlıklarını hedef alma kapasitesini koruması, Washington’da "savaşın nereye gittiği" sorusunu yeniden gündeme getiriyor. İki başkent arasında, çatışmanın "nasıl ve ne zaman sonlandırılacağı" konusunda giderek derinleşen bir görüş ayrılığı olduğuna dair bilgiler sızdırılıyor.
Silah Yardımları Devam Ederken Senato Engeli
İki lider arasındaki kişisel ve stratejik pürüzlerin, kurumsal müttefikliği tamamen felç etmediği, ancak belirli noktalarda geciktirdiği görülüyor. ABD, İsrail’e olan ağır silah yardımlarını aralıksız sürdürme kararlılığını koruyor. Bu çerçevede Washington Post’un sızdırdığı bilgilere göre, 2,8 milyar dolarlık bir paketle İsrail’e 20 bin adet 1 tonluk MK-84 ve BLU-117 genel amaçlı bombası ile 20 bin adet GBU-39/B (kaynak metninde I-2000 olarak belirtilen) sığınak delici harp başlığı satışı planlanıyor. Bu paket, stratejik ortaklığın askeri boyutunun görünürde kaldığı yerden devam ettiğinin en somut göstergesi olarak değerlendiriliyor.
Ancak bu sürecin sorunsuz işlemediği de bir başka Senato dinamikliğiyle ortaya çıkıyor. Semafor’un aktardığına göre, Senatör Jeanne Shaheen’in bir "hold" (bekletme/tutma) mekanizmasıyla bu satış sürecini durdurması, Kongre düzeyinde de İsrail politikalarına yönelik bir denetim ve itiraz mekanizmasının canlı olduğunu gösteriyor. Yani yürütme ideolojik ve stratejik olarak destek verse de, yasama organı süreci sorgulama ve geciktirme yetkisini kullanıyor.
"Altı Ay Önceki Gibi Değil": Güven Krizinin Derinliği
Diplomatik çevrelerden sızdırılan bilgiler, bu krizin sadece taktiksel bir ayrışma olmadığını, iki lider arasındaki kişisel güvenin de sarsıldığını işaret ediyor. Netanyahu’ya yakın bir kaynağın Al-Monitor’a yaptığı "Netanyahu şu anda Trump’ın desteğinin kendisi için iyi olup olmadığından emin değil" ve "Trump’ın İsrail’deki konumu altı ay önceki gibi değil" tespitleri, ilişkinin ne denli kırılgan bir zeminde olduğunu ortaya koyuyor. ABD’nin BM Daimi Temsilcisi Mike Waltz’ın New York’taki bir etkinlikte, Başkan’ın odaklanmasının yine de "İran’ın nükleer silah edinmesini önlemek" üzerinden geçtiğini vurgulaması, Washington’ın stratejik kızıl çizgisinin Netanyahu’nun operasyonel hedeflerinden daha dar ve riskten kaçınan bir tanımda olduğunu kanıtlıyor.
Sonuç: Müttefiklik Zorlu Bir Sınavdan Geçiyor
Özetle, BM zirvesi haftası, ABD-İsrail "demir birleşimi"nin retoriğinin, pratikte karmaşık bir kriz yönetimi sürecine evrildiğini gözler önüne serdi. Trump’ın Netanyahu’ya kapısını aralamaması ve Erdoğan’la görüşmesini tercih etmesi, sadece bir protokol hatası değil, Ortadoğu politikasında değişen dengelerin ve Washington’ın Jerusalem’daki ortakla olan sabrının tükendiği bir sinyal olarak okunuyor. Silah yardımlarının arka planda sürmesi, müttefikliğin temellerinin hâlâ dayanıklı olduğunu gösterse de, Senato engeli ve iki lider arasındaki derin güven krizliği, bu ilişkinin önümüzdeki aylarda çok daha zorlu bir sınavdan geçeceğini, hatta stratejik bir yeniden yapılandırma ihtiyacı doğurabileceğini işaret ediyor.
Kaynak: Sözcü - Haberler
Orijinal Haber: Orijinal haberi görüntüle
Yorumlar
Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu siz yapın!