TEPAV Maliye ve Para Politikaları Direktörü Dr. Özlem Cangöz, Sputnik Türkiye'ye yaptığı açıklamalarda, son dönemde dondurulması ve tahsilat süreçlerine girmesiyle gündeme gelen yatırım fonları sürecini, 1980 yıllarının başındaki banker skandallarıyla kıyasladı. Cangöz, o dönemde bankerler batınca mağdurların dernek kurup talepte bulunduklarını ancak devlete düşen ödeme yükümlülüğünün ne yasal çerçevede ne de bütçe imkanları bakımından karşılanabildiğini hatırlattı.

"Fonlar mevduat gibi garanti altındaki bir araç değil"

Cangöz, günümüzde de durumun çok farklı olmadığını, yatırım fonlarının mevduat sigortası kapsamında olmadığını vurguladı. "Fonların farklı kategorileri var ve bunların önemli bir kısmına yatırım yapmak için nitelikli yatırımcı olmak gerekiyor" diyen Cangöz, nitelikli yatırımcı testlerinin yeterliliğini sorgulattı. "Yatırım aracının ne kadar riskli olduğunu bilmiyorsunuz ama çevrenizden yüksek getiri duyduğunuz için yatırım yapıyorsunuz. Soruların hepsine 'Evet biliyorum' diyerek geçtiğinizde, riskleri bildiğiniz ve değerlendirebilecek birikiminiz olduğu varsayılıyor. Ancak bu testlerin ne kadar işlediğini sorgulamak gerekiyor" dedi.

SPK'nın denetim sorumluluğu ve vatandaş güveni

Sermaye Piyasası Kurulu'nun (SPK) piyasayı düzenlemenin yanında bu testlerin gerçekten işleyip işlemediğini ve vatandaş finansal okuryazarlığını ölçüp ölçmediğini takip etmesi gerektiğini savunan Cangöz, mevcut hukuki çerçevenin yetersiz kaldığını belirtti. Fonlardaki varlıkların satılıp mağdurlara dağıtılmasının yetmeyeceğini, sistemik bir sorun ve kurumsal eksikliklerin olduğunu ifade etti.

Cangöz, "Vatandaş, TEFAS'ta işlem gören ve SPK onaylı fonlara yatırım yaparken neden tereddüt etsin? Düzenleyici kurumlar izin vermiş. Bu nedenle yatırımcının korunması gerekiyor" diyerek güven mekanizmasının bozulmaması için önlemlerin, enkaz çıkmasından önce alınması gerektiğine dikkat çekti. Sigorta sistemi benzeri bir düzenlemenin yerinde olacağını ancak bu sürecin zaman alacağını kaydetti.

Merkez Bankası: "Krediilite sorunu var, agresif indirim beklenmemeli"

Para politikası boyutunda değerlendirme yapan Cangöz, Merkez Bankası'nın elinin sıkışık olduğunu, jeopolitik risklerin (özellikle Hürmüz Boğazı ve petrol fiyatları) Amerikan ara seçimlerine kadar devam edeceğinin öngörüldüğünü aktardı. Hane halkı ve reel kesim enflasyon beklentilerinin Merkez Bankası hedefleriyle örtüşmediğini, bu durumun bankanın kamuoyunu ikna gücünün yetersizliğini gösterdiğini belirtti.

Cangöz, "Kendimizi Merkez Bankası'nın yerine koyduğumuzda, herhalde faizi sabit tutma eğiliminde olurduk. Çünkü bankanın zaten bir kredibilite sorunu var ve aldığı kararlar yoğun biçimde sorgulanıyor" diyerek, agresif bir faiz indirimi ihtimalinin düşük olduğunu, belki de reel kesime mesaj vermek amacıyla sınırlı ve sembolik bir indirim yapılması olasılığını öne sürdü. 2027 seçim sürecinin başladığında faiz ve enflasyonun uzun süre bu seviyelerde asılı kalabileceği senaryosunu çizdi.


Kaynak: Sputnik Türkiye
Orijinal Haber: Orijinal haberi görüntüle