Yemen'de faaliyet gösteren Husi grubunun Suudi Arabistan hedeflerine yönelik saldırılarını artırması ve Kızıldeniz'de ticari gemilere yönelik engelleme girişimleri, bölgesel güvenliği ve küresel enerji arzını tehdit eden bir boyuta ulaştı. Bu gelişmeler üzerine İngiltere ve Fransa gibi Batılı aktörlerin yanı sıra Türkiye de, Suudi Arabistan'a sağlam destek vererek deniz trafiğinin güvenliğini sağlamak amacıyla harekete geçme eğiliminde görünüyor.
Ankara'nın bu kararlılığının yasal ve siyasi dayanağı; Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan arasında 7 Ağustos'ta imzalanan "Mekke Ortak Savunma Anlaşması"nı oluşturuyor. Anlaşmanın, üç ülkeden herhangi birine yapılan silahlı saldırının tümüne yapılmış sayılacağını öngören maddesi, NATO'nun 5. maddesine benzetilerek "Mekke İttifakı" terminolojisiyle anılıyor. Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, bu mekanizmanın son 5-6 yıldır Türkiye gündeminde olduğunu, müttefiklerin ikna sürecinin zaman aldığını kaydetti.
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, 25 Eylül'de yayımlanan Newsweek röportajında bu taahhüdü hatırlatarak, "Burada verilecek karşılığın mahiyeti, saldırıya uğrayan ülkenin çağrısı ve ihtiyaçları temelinde belirlenebilir. Bu ihtiyaç istihbarat, lojistik veya mühimmat desteği olabilir, tehdidin boyutuna göre daha ileri askeri destek de gündeme gelebilir" ifadelerini kullandı. Erdoğan, süreçin nasıl işleyeceğinin "ilgili siyasi ve askeri mekanizmalar dayanışma yoluyla" karara bağlanacağını vurguladı.
Geçen hafta New York'ta gerçekleşen üç ülke Dışişleri Bakanları ve Genelkurmay Başkanları toplantıları, ittifakın askeri operasyonel fazına geçişinin sinyali olarak okundu. Görüşmelerde hava savunma sistemleri ve istihbarat paylaşımı konularının ele alındığı biliniyor. Fidan, Suudi altyapısına "çok ciddi saldırılar" olduğunu belirterek, "Bizim Anlaşmamıza baktığımız zaman da burada ülkelerin birbirlerine karşı bir müttefiklik sorumluluğu var. Devlet olarak imza attığımız bir konu var. Bu konuda bir dayanışma içerisindeyiz" diye konuştu.
Ankara'nın bu aktifliğinin ardında yalnızca müttefik bağlılığı değil, somut çıkarlar da yatıyor. Cemil Kaşıkçı cinayetiyle gerilen ilişkilerin 2022'den itibaren normalleşmesi, savunma sanayi ve güvenlik alanında somut işbirliklerine kapı araladı. ABD'nin Ortadoğu'dan çekilme eğilimi boşluğunu doldurma arayışında olan Türkiye, Körfez İşbirliği Konseyi (KİK) ülkeleriyle askeri dayanışmayı derinleştiriyor.
Enerji ithalatçısı Türkiye için Kızıldeniz ve Babülmendep Boğazı'ndaki güvenlik hayati öneme sahip. Fidan, Ağustos ayında "Kızıldeniz ticaret havzasının Türkiye'nin çıkarlarını doğrudan etkilediğini" kaydederek, bölgede kurulmak istenen "Kızıldeniz İttifakı"na katılımın gayet doğal bir adım olduğunu ifade etmişti. Bakan Fidan, ABD-İran görüşmelerindeki tıkanmanın tezahürü olarak Husilerin Babülmendep'ten Suudi'ye doğru yayıldığını, bu yayılımın İran tarafından yönlendirildiği değerlendirmesini de "Suudi Arabistan bu denklemin dışında tutulmalı" uyarısıyla desteklemişti.
Türkiye'nin bu tutumu, Batılı müttefiklerin Kızıldeniz'de güvenlik sağlamak için Suudi Arabistan'ı destekleme politikasıyla da uyumlu bir çerçeve çiziyor. Ankara, Mekke İttifakı'nı "kâğıttan kaplan" eleştirilerinin ötesine taşıyarak, bölgesel dengeleyici aktörlüğünü askeri bir alt yapıyla pekiştirmeyi hedefliyor.
Kaynak: BBC Türkçe - Haberler
Orijinal Haber: Orijinal haberi görüntüle
Yorumlar
Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu siz yapın!