Varto Jeotermal Projesine Mahkeme Freni: Çevresel Etkiler Bilirkişi İncelemesinde
Muş – Muş’un Varto ilçesinde IGNIS H2 Enerji Üretim A.Ş. tarafından planlanan jeotermal kaynak arama sondaj projesine, yargı kararıyla geçici bir duraklama getirildi. Bingöl 1. İdare Mahkemesi, projeye ilişkin “Çevresel Etki Değerlendirmesi (ÇED) Gerekli Değildir” kararı karşısında açılan davada, projenin çevresel boyutlarını derinlemesine aydınlatmak amacıyla kapsamlı bir bilirkişi keşfi kararı verdi. Mahkemece belirlenen keşif tarihi, proje sahasının nitelikliğini ve hassaslığını göz önünde bulundurarak 8 Ekim 2026 saat 10.00 olarak takvimlendi.

Proje Sahasının Jeolojik ve Ekolojik Hassasiyeti Merkezde
Davayı açıklayan Avukat Barış Yıldırım’ın dilekçesinde öne sürülen ve mahkemece de ciddiye alınan en kritik noktalardan biri, proje sahasının jeolojik konumu. Kaynak metne göre, sondaj alanının Doğu Anadolu Fay Hattı ile Kuzey Anadolu Fay Hattı’nın kesişim bölgesi içinde yer alması, projenin sismik riskler açısından değerlendirilmesini zorunlu kılıyor. Mahkeme, bilirkişilerden sondaj çalışmalarının bu fay hatları üzerindeki gerilimi tetikleyip tetiklemeyeceği ve olası sismik hareketliliği artırıp artırmayacağını bilimsel verilerle tespit etmelerini istedi. Bu talep, bölgenin jeolojik yapısının kırılganlığı ve yeraltı dinamiklerinin tahmin edilemezliği göz önüne alındığında, projenin risk analizi açısından en temel unsurlardan biri olarak öne çıkıyor.

Su, Toprak ve Hava Kalitesine Yönelik Riskler Soruşturuluyor
Mahkeme kararı, sadece jeolojik risklerle sınırlı kalmayıp, sondaj sürecinde ve sonrasında oluşabilecek çevresel tehditleri de çok boyutlu bir şekilde sorguluyor. Bilirkişilere yöneltilen sorular arasında, sondaj sırasında yüzeye çıkabilecek ağır metallerin ve toksik etiketi taşıyan hidrojen sülfür (H₂S) gazının, yeraltı ve yüzey suları ile toprak ve atmosfer üzerindeki olası etkileri yer alıyor. Jeotermal akışkanların kimyasal bileşiminin çevreye karışması durumunda su kaynağı kirletilmesi, tarımsal arazilerin verimliliğinin düşmesi ve bölge halkının sağlığı üzerinde oluşturabileceği riskler, keşif sürecinin odak noktalarından olacak. Ayrıca mahkeme, jeotermal akışkanın işlem sonrası yeniden yeraltına basılması (re-injection) sürecinin güvenliği ve sondaj atıklarının bertaraf yöntemlerinin çevre mevzuatına uygunluğu da inceleme kapsamına alıyor.
Tarım, Hayvancılık ve Arıcılık Üzerindeki Etki Değerlendirilecek
Proje alanının ve çevresinin ekonomik yapısını oluşturan temel faaliyet alanları da mahkeme incelemesinin merkezinde. Kararda, projenin orman, mera, çayır ve tarım alanları ile çevre yerleşimleri üzerindeki etkilerinin tespiti istenirken; bölgenin gelir kaynağı olan arıcılık, hayvancılık ve tarımsal faaliyetlere zarar verip vermeyeceğinin bilimsel kanıtlarla ortaya konulması talep ediliyor. Jeotermal faaliyetlerde sıkça görülen termal kirletme veya su seviyesindeki değişikliklerin, meraların verimine ve bu meralere bağlı hayvancılığa etkisi, bölgenin kırsal ekonomisi için kritik bir öneme sahip. Mahkeme, bu alanlarda olası bir verimlilik kaybının veya ekolojik dengenin bozulmasının maliyetinin kim tarafından karşılanacağını da dolaylı yoldan sorgulatıyor.
Biyolojik Çeşitlilik ve Koruma Altındaki Türler Gündemde
Dava dilekçesinde vurgulanan ve mahkemece keşif kapsamına dâhil edilen bir diğer boyut da biyolojik çeşitlilik. Proje sahasının ve çevresinin, yaban keçisi, çengel boynuzlu dağ keçisi ve vaşak gibi ulusal ve uluslararası konvansiyonlarla koruma altına alınmış türlerin yaşam alanı olduğu savunuluyor. Avukat Yıldırım, bu türlerin habitatlarının parçalansa veya jeotermal faaliyetlerden kaynaklı gürültü, su kirletilmesi ve insan faaliyetlerinin artmasıyla bozulması durumunda, geri dönüşü olmayan bir biyolojik kayıp yaşanacağını öne sürüyor. Mahkeme, flora ve fauna üzerindeki olası etkilerin proje onay sürecinde yeterince değerlendirilip değerlendirilmediğini ve bu türlerin koruma statülerine uygun olarak öngörülen önlemlerin yeterliliğini bilirkişilere sormuş durumda.
Acil Durum Planları ve Zemin Oturma Riskleri Değerlendirilecek
Mahkeme, projenin operasyonel güvenliğini de sorgulayan kapsamlı talimatlar verdi. Sondaj sırasında oluşabilecek kuyu patlamaları (blowout) senaryolarına karşı hazırlanması gereken acil durum müdahale planlarının yeterliliği, yüksek miktarda jeotermal akışkan çekilmesi sonucunda oluşabilecek zemin oturması, çökme ve heyelan riskleri de bilirkişi raporunun konusu olacak. Jeotermal sondajlarda yeraltı basınçlarının kontrolü kaybedilmesi durumunda yüzeyde oluşabilecek çökme kuşakları (subsidence), altyapıya, tarım arazilerine ve yerleşim alanlarına ciddi hasarlar verebiliyor. Mahkemenin bu risklerin proje öncesi modellenmesini ve önlemlerin alınmasını istemesi, "İlke olarak önlem almak" (precautionary principle) çevre hukuku prensibinin yargı tarafından titizlikle uygulandığının göstergesi.
Sonuç: Keşif Raporu Projenin Kaderini Belirleyecek
Özetle; Varto’da planlanan jeotermal sondaj projesi, "ÇED Gerekli Değildir" kararı almasına rağmen, projenin jeolojik konumu, çevresel riskleri, biyolojik çeşitlilik üzerindeki potansiyel etkileri ve operasyonel güvenlik açığı nedeniyle yargı denetimine tabi tutuldu. 8 Ekim 2026 tarihinde proje sahasında gerçekleştirilecek bilirkişi keşfi ve ardından mahkemeye sunulacak uzman raporu, projenin devam edip etmeyeceğinin, edecekse de hangi şartlar altında edeceğinin belirlendiği "kader anı" olacak. Karar, enerji yatırımları ile çevresel sürdürülebilirlik ile kırsal ekonomik yapı arasındaki dengeyi kurma çabasında yargıcının titiz bir tutum sergilediğini kanıtlıyor. Bölge sakinleri, sivil toplum kuruluşları ve ilgili kurumların gözleri artık beklenen bilirkişi raporuna çevrildi.
Kaynak: Sözcü - Gündem
Orijinal Haber: Orijinal haberi görüntüle
Yorumlar
Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu siz yapın!