Türkiye'de son aylarda patlak veren yatırım fonu krizinin ardından, düzenleyici kurum olan Sermaye Piyasası Kurulu'nun (SPK) rolü ve müdahale zamanı tartışmaların odağında. BBC Türkçe'nin derlediği bilgilere ve uzman görüşlerine göre; SPK, riskli fonların büyüklüğü 300 milyar TL seviyelerinden neredeyse üç kata çıkmasına ve krizin boyutu bu kadar büyümesine rağmen, erken uyarı sistemleri kurmamak ve müdahaleyi geciktirmekla suçlanıyor.

Manipülasyon itirafı ve geç gelen düzenleme

Krizin boyutu, Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek'in 4 Kasım 2025'teki açıklamasıyla resmi gündeme taşındı. Şimşek, "Bazı fonlar üzerinden manipülasyonların yapıldığını biliyoruz, manipülasyon alanında eksikler olduğunu biliyoruz, eksikleri gidereceğiz" demişti. Ancak bu itiraftan sonra beklenen hızlı düzenleme gelmedi. Altınbaş Üniversitesi'nden Prof. Hayri Kozanoğlu, "Bunun ardından kısa sürede bir düzenleme yapılması beklenirdi. Hatta 'daha düzenleme yapılmadan kayyum atanıp sonra düzenleme yapılabilirdi' şeklinde yorumlar da var" diyerek işlem gecikmesini vurguladı.

Dönem SPK Başkanı İbrahim Ömer Gönül de aynı tarihli açıklamada, kurumun bu manipülasyonlardan bir süredir haberdar olduğunu ancak "fonlara zarar gelmesin diye bir şeyler yapmadıklarını" kabul etmişti. Gönül, "Biz aslında fonlara her zaman çok kıymet verdik. Manipülasyonda kullanılması bizi üzüyor. Orada mecburen bir düzenleme yapacağız. Artık bunu yapmak zorundayız" diyerek, koruma refleksinin düzenleyici sorumluluğun önüne geçtiğini ima etmişti. Gönül, 2024'te bireysel manipülasyona rekor cezalar verildikten sonra "kötü niyetlilerin" fonlar üzerinden manipülasyon arayışına girdiğini de belirtmişti.

TEFAS onayı "kalite belgesi" değildi mi?

Krizin merkezinde yer alan Tera Portföy'ün TLY fonu, Ağustos 2025'te TEFAS üzerinden işlemlere açıldı. SPK bu izni 6 Ağustos 2025'te verdi. Ancak fon, 2021'den beri olağanüstü performans sergiliyor ve yüzlerce kat değer kazanmıştı. Sabancı Üniversitesi'nden Prof. Yiğit Atılgan, SPK onayının ne anlama geldiğini şöyle açıklıyor: "SPK bir fonun TEFAS'ta işlem görüp görmeyeceğini onaylarken 'bu kaliteli bir fondur' gibi bir sertifikasyonda bulunmuyor, daha çok gerekli belgeleri hazırladığı ve bunların uygun olduğu anlamına geliyor."

Atılgan'a göre asıl sorun, fonun TEFAS'a kabulünde niteliksel değerlendirmenin, likidite testlerinin yapılmamasıdır. "Halka açık verilerden bile yapılabilecek tespitlerle kırmızı alarm veren" bir fonun sisteme girmesi, mevzuat boşluğunun bir sonucu olarak nitelendiriliyor.

"Düzenleme başarısızlığı" ve MSCI faktörü

MASAK'ın eski başkan yardımcısı Ramazan Başak, yaşananları "bir düzenleme başarısızlığı" olarak tanımlayıp, "İnsanlar pervasızca bu kişilerin insafına bırakıldı" dedi. World Rating Başkanı Orhan Ökmen ise SPK'nın 1,5-2 yıl önce müdahale etmesi gerektiğini, fonlardaki suni fiyatlandırma ve risklerin uzun süredir bilindiğini söyledi.

Prof. Atılgan, 2025 sonunda manipülasyon tespiti ve komi kurulumuna rağmen Temmuz 2026'ya kadar yürürlük bulacak bir karar çıkmamasını "kurumsal süreklilik içinde kabulü olmayan" bir durum olarak nitelendirdi. Atılgan, 2025 sonunda 300 milyar TL civarında olan fon hacminin, müdahale gecikmesiyle Ağustos 2026'da neredeyse üç kata çıktığını, zararın büyüdüğünü vurguladı: "Bu gecikme veri eksikliğinden kaynaklanmıyor. Burada bir kriz eşiğinin belirlenmemesi, alarm mekanizmasının olmaması, bir aksiyon zincirinin kurulmamış olması gibi şeylerden kaynaklanıyor."

Bilgi Üniversitesi'nden Prof. Erhan Aslanoğlu ise SPK'nın harekete geçmesinin, uluslararası endeks sağlayıcısı MSCI'nın Haziran raporundaki uyarısının ardından geldiğini belirtti. MSCI, Türkiye'de koordineli işlemler, fiili dolaşım oranları ve şeffaflık sorunları nedeniyle Kasım'a kadar ilerleme olmazsa piyasa statüsünün gözden geçirilebileceğini bildirmişti. Prof. Kozanoğlu da MSCI'nın küresel önemi nedeniyle bu uyarının ciddiye alındığını kaydetti.

Çıkar çatışması ve "nitelikli yatırımcı" saçmalığı

Uzmanlar, Türkiye'ye özgü bir sorun olarak Tera Holding Yönetim Kurulu Başkanı Emre Tezmen'in, Merkezi Kayıt Kurumu (MKK) yönetiminde de yer almasını çıkar çatışması örneği olarak gösteriyor. Prof. Atılgan, uluslararası piyasalarda önden gelen çözümlerin (likidite testli değerleme, bağımsız değerleme komiteleri, sahte fiyat kazançlarının iadesi/ clawback) Türkiye'de uygulanmadığını hatırlattı.

Krizin bir diğer boyutu, karmaşık ve riskli fonların sadece "nitelikli yatırımcılara" satılması kuralına rağmen, küçük tasarrufları olan vatandaşların mağdur olmasıdır. Prof. Atılgan, nitelikli yatırımcı testinin ürünü satan aracı kurumlara bırakıldığını, buradaki çıkar çatışmasının (komisyon için satış yapma motivasyonu) sıkı elemeyi engellediğini söylüyor. Prof. Kozanoğlu ise yüksek enflasyon ve güvenilmez resmi rakamların (Merkez Bankası anketine göre 12 ay sonrası beklenti %45,6) vatandaşları reel getiri arayışına, dolayısıyla riskli fonlara ittiğini belirtiyor.

Ağustos kararı: "Ölüm ilanı" mı, zorunluluk muydu?

SPK, 28 Ağustos 2026 tarihli kararıyla riskli fonların elindeki sığ hisseleri yıl sonuna kadar satmasını zorunlu kıldı. Bu karar, satış baskısı yaratarak fonlarda masif çıkışa ve 17 Eylül'de 131 fonun tasfiyesine/alım satım durdurulmasına yol açtı. Prof. Atılgan ve Prof. Kozanoğlu bu tebliği fonlar için bir "ölüm ilanı" olarak tanımlıyor. Kozanoğlu, "SPK yetkililerinin, bu 131 fonun ayakta kalamayacağını biliyor olması gerekirdi. Bu sorunlara yönelik bir ek tebliğ çıkarılarak yaşanan kaosun önlenmesi mümkündü" diyerek, kriz yönetiminde stratejik bir eksiklik olduğunu ileri sürüyor.


Kaynak: BBC Türkçe - Haberler
Orijinal Haber: Orijinal haberi görüntüle