Alerjiler genellikle çocukluk hastalığı olarak bilinse de, bilim insanları yetişkinlikte aniden ortaya çıkabilen yeni alerjilerin arkasında yatan mekanizmaları çözmeye çalışıyor. BBC Türkçe'nin derlediği uzman görüşleri ve araştırmalar, bu durumun sadece genetik yatkınlıkla açıklanamayacağını, aksine çevresel ve fizyolojik "tetikleyicilerin" kritik rol oynadığını gösteriyor.
Northwestern Üniversitesi Gıda Alerjisi ve Astım Araştırma Merkezi Direktörü Dr. Ruchi Gupta, "Her şey genetik değil" vurgusu yaparak, bağışıklık sisteminin belirli durumlarda zararsız maddeleri tehdit olarak kodlamaya başladığını açıklıyor.
Viral enfeksiyonlar ve Covid-19 etkisi Son yılların en dikkat çekici bulgularından biri, Covid-19 enfeksiyonunun alerjik rinit (saman nezlesi) ve astım riskini önemli ölçüde artırdığı yönündedir. 2024 tarihli bir çalışma (kaynak metinde 2026 olarak belirtilmiş, muhtemel yazım hatası düzeltilmiştir), SARS-CoV-2 virüsünün bağışıklık sistemini kontrolden çıkarıp enflamasyonu aşırı seviyelere taşıdığını ortaya koyuyor. Karolinska Enstitüsü'nden dermatolog Philip Curman, "Enfeksiyon riski artırırken aşılama riski azalttı" diyerek, virüsün yarattığı kaosun aşı ile önlenebildiğine işaret ediyor.
Gupta'ya göre bu, bağışıklık sisteminin bir virüsle savaşırken "aşırı yük" altına girmesi ve bu sırada vücuda giren bir gıda veya polenle karşılaşıp "hepsinden kurtulalım" moduna geçmesi sonucu oluşan bir "ikincil hasar"dır. Benzer etkilerin, çocuklarda RSV (respiratuar sinsityal virüs) ve rinovirüs sonrası da görüldüğü biliniyor.
Antibiyotikler ve bağırsak mikrobiyomu dengesizliği Sık kullanılan antibiyotiklerin de sonradan gelişen alerji riski ile ilişkilendirildiği belirtiliyor. Gupta, antibiyotiklerin bağırsak mikrobiyomunun hassas dengesini bozduğunu, bu durumun da bağışıklık sisteminde "kaf karışıklığına" yol açtığını, dolayısıyla zararsız maddelerin tehdit gibi algılanmasını sağladığını söylüyor. Uzman, antibiyotik zorunluluğu olan hastaların mikrobiyom 다양lığını desteklemek için probiyotik, prebiyotik, yoğurt ve fermente gıdaları tüketmelerini öneriyor.
Hormonal fırtınalar: Hamilelik ve menopoz Washington Üniversitesi'nden Dr. Colas, hamileliğin bağışıklık sistemi üzerinde köklü değişikliklere yol açtığını ifade ediyor. Halihazırda alerjisi olan kadınların yaklaşık üçte birinde şikayetlerin arttığı, alerjisi olmayanlarda ise "hamilelik riniti" adı verilen, gerçek alerji olmasa da alerji benzeyen geçici bir tabloyla karşılaşıldığı gözlemleniyor. Bu durumun tam nedeni bilinmese de östrojen ve progesteron gibi hormonların bağışıklık sistemiyle etkileşimi blame ediliyor. Benzer şekilde, menopoz dönemi de kadınlarda yeni alerjilerin kapısını aralayan büyük bir hormonal değişim periyodu olarak tanımlanıyor.
Kene ısırığı ve "Alfa-Gal Sendromu" Doğa yürüyüşleri sonrası yaşanan tuhaf bir alerji türü de bilim insanı Thomas Platts-Mills'in kendi deneyimi sayesinde aydınlatıldı. Virginia Üniversitesi profesörü Platts-Mills, kene larvalarının ısırığı sonrası yediği kırmızı etten (kuzu pirzolasından) şiddetli kurdeşen ve anafilaksi geçirmişti. Araştırmalar, kenelerin tükürüklerinde taşıdıkları "alfa-gal" adlı şeker molekülünün, insan bağışıklık sistemi tarafından tehdit olarak kodlanmasına yol açtığını gösterdi. Bu durum "Alfa-Gal Sendromu" olarak adlandırılıyor ve iklim değişikliğiyle birlikte bu kene türünün (Yıldız desenli kene) yayılma alanının genişlemesiyle ABD'de 2017-2022 arasında sadece 90 binden fazla teşhis konuldu.
Mekanizma ve umut verici gelişmeler Temel süreç her alerjide benzerdir: Bağışıklık sistemi, zararsız bir maddeye (alerjene) karşı antikor (IgE) üreterak, bir sonraki temaslarda burun akıntısı, göz kaşıntısından hayati tehlikeli anafilaksiye kadar uzanan bir saldırı serisini başlatır.
Bilim insanları, hasarın tersine çevrilebileceği veya önlenebileceği yollar üzerinde duruyor. Curman, viral hastalık sırasında erken müdahale ve enflamasyon kontrolünün, sonradan gelişen astım gibi sorunları engelleyip engellemeyeceğini sorguluyor. On yıl astımda kullanılan ve yakın zamanda gıda alerjilerinde de etkililiği kanıtlanan Xolair (omalizumab) gibi ilaçlar, bağışıklık sisteminin aşırı tepkisini engelleyerek umut veriyor. Ayrıca alerjenlere dayanıklılık kazandırmayı hedefleyen aşı çalışmaları ve tek dozluk antikor tedavileri deneysel aşamada sürüyor.
Gupta, "20 yıldır gıda alerjileri üzerine çalışıyorum, bu kadar çok ilerlemeye tanık olmak gerçekten heyecan verici" diyerek, yeni alerjilerin geri döndürülmesinin kesin bir yolu olmasa da geleceğin parlak olduğunu vurguluyor.
Kaynak: BBC Türkçe - Haberler
Orijinal Haber: Orijinal haberi görüntüle
Yorumlar
Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu siz yapın!