New York'taki Metropolitan Sanat Müzesi (MET), Eylül 1972'de MÖ 515 civarında tarihlenen ve ressam Euphronios'un imzasını taşıyan bir vazoyu 1,2 milyon dolaya satın almıştı. O dönemin parasıyla ödenen bu rakam, bugünkü değerle yaklaşık 9,6 milyon dolara tekabül ediyordu. Müzedeki yetkililer edayı "sanat tarihinin yeniden yazılacağı" bir an olarak nitelendirmiş, eseri koleksiyonlarının en değerli parçalarından biri ilan etmiştir.

Ancak satışın ardından vazonun İtalya'da kaçak kazıyla çıkarıldığı ve yasa dışı yollarla ABD'ye sokulduğu iddiaları gündeme geldi. BBC muhabiri John Percival, olayı takip ederken izi Roma'nın kuzeyindeki Cerveteri kentinin dışındaki bir nekropolün yer altı mezarlarına kadar uzattığını kaydetmiştir. Percival'in 1975 tarihli "Treasure Trail" belgeseline göre bu vazo, profesyonel mezar soyguncuları yani yerel terimle "tombarolo"lar tarafından ele geçirilmişti.

Vazoya ödenen rekor fiyat, bölgedeki kaçak kazı faaliyetlerinin ani bir hızlanmasına neden olmuş, Italiyan polislerinin soyguncuların peşine düşmesine rağmen devasa bir alanın kontrolü imkansız kalmıştı. Percival, o yıllarda sahadaki tabloyu şöyle özetlemişti: "Bu, gömülü bir hazinenin... Geceleri bunları bulmak için kazı yapan hırsızların, eserleri sınırların ötesine kaçıran tüccarların, çalıntı malların alıcısı gibi davranan koleksiyonerlerin ve büyük müzelerin hikâyesi."

Arkeolog Dr. Nusin Askari, BBC'ye yaptığı açıklamada yağmanın bilimsel zararını vurgulamıştı: "Yıkım, eserin bulunduğu yerde başlıyor. Eser, sonunda daha yüksek bir fiyata satılabilmesi ve ülkeden daha kolay çıkarılıp kaçırılabilmesi için parçalara ayrılıyor."

Yetkiler özel polis ekipleri eğitmiş, bu ekiplere antik sanat konusunda uzmanlık kazandırmıştı. Ancak sahada durum farklıydı. Tarlalar dev çukurlarla doluydu. Soyguncular değerli bulmadıkları parçaları yerinde bırakırken, "kiavi" denilen uzun metal şişlerle toprağın altındaki boşlukları tespit edip mezarları hedef alıyorlardu. Bazı çeteler ise metal dedektörleri gibi ileri teknoloji cihazları kullanıyordu.

ABD'li kâşif Howard Jennings, 1975'te BBC'ye Güney Amerika'daki define avcılığıyla paralellik çizerken, "Metal nesnelerin yerini tespit edebiliyorsanız çok daha az kazı yapmanız gerekir. Bu insanların genellikle peşinde olduğu şeyler de metal nesneler. Çünkü altını ülke dışına kaçırmak, büyük ve hacimli çömlekleri kaçırmaktan daha kolay" demişti. Jennings'a göre altın eserlerin fiyatlandırması basit bir formüle dayanıyordu: Altının ağırlık değerinin yaklaşık 15 katı.

Jennings, kaçırılan eserlerin piyasaya sürülmesinin ne kadar kolay olduğunu da anlatmıştı: "Müzelerin, müzayede evlerinin, tüccarların ve özel koleksiyonerlerin bilmek istediği tek şey, eserin gerçek olup olmadığı. Bunun gerçek bir antik eser olduğu belirlendikten sonra başka hiçbir soru sorulmuyor."

Yıllar içinde yasalar sıkılaştırılmış, MET'deki Euphronios vazosu da 2005'te hüküm giyen kaçakçı Giacomo Medici bağlantısı kanıtlanınca 2008'de İtalya'ya iade edilmiştir. Ancak Percival'in "Bir pazar olduğu sürece geçmişin yağmalanması da devam edecek" uyarısı bugün de geçerliliğini koruyor. 2016'daki bir National Geographic makalesi, Hindistan'dan Bolivya'ya, Çin'den Ekvador'a uzanan küresel bir yağma ağının uydu görüntüleri ve polis verileriyle kanıtlandığını, bu durumun sadece eserleri değil, geçmiş hakkında gelecek kuşaklara aktarılacak bilgiyi de yok ettiğini rapor etmişti. Müze küratörü Nick Thomas, "Bu önemli, çünkü bilgiyi yok ediyor" diyerek, bir mezarın ya da tapınağın yağmalanmasının arkeolojik bağlamın ve dolayısıyla tarihin sonsuza dek kaybedilmesi anlamına geldiğini hatırlatmıştı.


Kaynak: BBC Türkçe - Haberler
Orijinal Haber: Orijinal haberi görüntüle