Almanya için Alternatif (AfD) Partisi, son haftalarda gerçekleştirdiği iki ard arda eyalet seçim başarısıyla Almanya'nın siyasi haritasını yeniden çizdi. Partisi Saksonya-Anhalt'ta oyunun %44'ünü alarak tek başına iktidar eşiğine yaklaştırken, Mecklenburg-Batı Pomeranya'da da %38'lere tırmanarak tarihi bir başarı imza attı. Bu sonuçlar, çeyrek asırdır süren bir eğilimin tepesini oluşturdu: Eski Alman Demokratik Cumhuriyeti (DDR) toprakları, aşırı sağcılığın en sağlam kaleleri haline geldi.
Bu tablo sadece AfD'ye has bir durum değil. Geçtiğimiz hafta Berlin belediye başkanlığı seçiminde ise komünizm sonrası dönemde kurulan Sol Parti (Die Linke) %25 ile birinci oldu. Hristiyan Demokrat Birlik (CDU) ise hem Saksonya-Anhalt'ta tarihinin ilk kez eyalet meclisi dışında kalmak zorunda kaldı (%4,9), hem de Berlin'de %19'la ikinci sıraya yerleşirken AfD'yi (%16) sadece az bir farkla geride bıraktı. Bu üç sonuç, ülkenin doğusundaki siyasi kutuplaşmanın derinleştiğini gözler önüne seriyor.
"İKİNCİ SINIF VATANDAŞ" HİSSİYETİ VE EKONOMİK YARA
Dresden Teknik Üniversitesi'nden siyaset bilimci Manès Weisskircher, BBC Mundo'ya "Almanya'nın doğusundan çok sayıda kişi kendisini 'ikinci sınıf vatandaş' olarak görüyor" diyerek durumu özetliyor. Thüringen Üniversitesi Aşırı Sağı Araştırmaları Enstitüsü Direktörü Rolf Frankenberger da bu tespiti desteklerken, birleşmenin "sömürüye benzeyen eşitsizlikler" yarattığını, Doğu Almanya'da cinsiyet eşitliği, çocuk bakımı ve eğitim alanındaki kazanımların görmezden gelindiğini, bu durumun da devlete karşı derin bir şüpheciliği beslediğini belirtiyor.
Resmi veriler bu gözlemi teyit ediyor. Federal İstatistik Ofisi'ne göre birleşmeden bu yana sosyoekonomik iyileşme olsa da, bugün beş doğu eyaletindeki bir işçi, batıdaki emsallerine kıyasla ortalama %17 daha az kazanıyor. Bu ücret farkı, eski Doğu Berlin hariç, son 35 yılda doğu nüfusunun %16'sının azalmasına neden oldu. En ciddi nüfus kaybı %26 ile Saksonya-Anhalt'ta gerçekleşti.
Ekonomik kırılmanın kökleri 1990'lara dayanıyor. Eski Doğu Almanya'daki 12 bin 354 kamu işletmesinden 3.700'ün kapatılması ve diğerlerinin özelleştirilmesi, işsizliği %25'e kadar çıkarmıştı. Günümüzde bu oran %10'un altına inse de, o dönemde oluşan yapısal zayıflık ve beyin göçü izlerini sürdürüyor.
OTORİTER GEÇMİŞ VE ZAYIF SİVİL TOPLUM
Münih Çağdaş Tarih Enstitüsü Direktör Yardımcısı Prof. Magnus Brechtken, doğu Almanının "devletten ve otoriteden çözüm beklemeye yönelik geleneksel bir özlemi" olduğunu, bunu sadece 40 yıllık komünizmle değil, Nazizm mirasıyla da açıklıyor. Batı Almanya'nın aksine doğu topraklarında "Nazilerden arındırma" süreci çok daha kısa sürmüştü. King's College'dan Claire Burchett de Saksonya-Anhalt ve Mecklenburg-Batı Pomeranya'nın 1930'larda Nazi kaleleri olduğunu hatırlatıyor.
Chemnitz Üniversitesi'nden Prof. Benjamin Höhne ise yapısal bir boşluğu işaret ediyor: "Doğu Almanya sekülerleşmiş bir devleti. Kilise çevresi neredeyse yok olmuştu, sendikalar tek bir çatı altında toplanmış, sivil toplum kuruluşları (STK) ise tamamen yoktu." Höhne'a göre 1990 sonrası bireyler iş güvencesi peşinde koşarken toplumsal hayata katılım ikincil planda kaldı ve bu boşlukta aşırı sağcı aktörler yerleşti.
GÖÇMEN YOKLUK PARADOKSU VE AFD'NİN STRATEJİSİ
Dikkat çeken bir detay, AfD'nin en güçlü olduğu bölgelerin göçmen nüfusu en az olan yerler olması. Federal İstatistik Ofisi 2024 verilerine göre Berlin hariç beş doğu eyaletinde yabancı nüfus bir milyonun altında, toplam nüfusun yaklaşık %8'ini oluştururken; batı eyaletlerinde bu oran %16. Araştırmalar, göçmenlerle temas azladıkça karşıtlığın arttığını gösteriyor.
Weisskircher, AfD'nin başarısını Avrupa genelindeki trendlere (Avusturya, İtalya, Macaristan) bağlarken iki ana dinamik öne sürüyor: Göç kaygısı ve ekonomik kriz (özellikle otomotiv sektörü). Burchett ise partinin "barbekü partileri" gibi etkinliklerle topluluk duygusu yarattığını, yüksek işsizlik, kırsal ısoleşme, yaşlanan nüfus ve düşük eğitim seviyeli bir bölgede bu stratejinin işlediğini belirtiyor.
SOL PARTİ'NİN BERLİN SÜRPRİZİ VE GELECEK RİSKLERİ
AfD'nin yükselişi tek başına bir fenomen değil. Die Linke'nin Berlin'de birinci olması, merkez partilerden hayal kırıklığına uğramış seçmenlerin "iktidara gelmemiş" alternatifleri aradığını gösteriyor. Her iki parti de sosyal medyayı ustaca kullanıyor ve karizmatik, sokakta görünür adaylarla seçmenle teması güçlendiriyor.
Ancak AfD'nin bir eyalet hükümetini ele geçirmesi senaryosu, partinin gizli istihbarat bilgilerine erişim riski, Ukrayna desteğine karşı çıkışı ve Rusya ile ilişkileri yeniden kurgulama hedefleriyle برلين ve Brüksel'de ciddi endişeler yaratıyor. Burchett bu zaferlerin "kaçınılmaz olmadığını", seçmenleri geri kazanma görevinin artık merkez partilere düştüğünü vurguluyor.
Kaynak: BBC Türkçe - Haberler
Orijinal Haber: Orijinal haberi görüntüle
Yorumlar
Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu siz yapın!