Suudi Arabistan Müftüsü Şeyh Salih bin Abdullah el-Fevzan’ın dün açıkladığı fetva, Yemen'deki Huseyni Şiilere mensup Husi milislerine (Ensarullah) karşı "cihatın farz olduğuna" işaret ederek, Riyad'ın bu grubu ne kadar ciddi bir egemenlik tehdidi olarak gördüğünü bir kez daha kanıtladı. Gelişme, 24 Eylül gece Mekke valiliği üzerindeki hava alanında sirenlerin çaldığı, Suudi hava savunma sistemlerinin (Patriot ve THAAD) Hüsi kaynaklı altı balistik füzeyi hedef alırken yerleştiği anlarla eşzamanlı gerçekleşti. Resmi Suudi Ajansı (SPA) füzelerin hedeflerine ulaşmadan önce imha edildiğini onaylarken, bu saldırının sembolik ve askeri ağırlığının çok yüksek olduğu değerlendiriliyor.

Tarihsel köklerden İran bağlantısına: Güçlenmenin anatomisi

Husilerin bugünkü gücü bir gecede oluşmadı. Yemen nüfusunun yaklaşık üçte birini oluşturan Zeydi Şiileri, bölgenin Osmanlı idaresi dönemlerinden (1500'li yıllar) beri kuzeydeki Saada bölgesinde merkezli bir yapıya sahipti. Osmanlılar 1911'de Saada lideri ile imzaladıkları anlaşmayla bölgeye özerklik tanımış, 1918'de tamamen çekilmiştir. Modern Husi hareketinin mimarı ise 1926'da Saada'da doğan Bedreddin el-Husi'dir. Grubun 1979 İran İslam Devrimi sonrası Humeyni söylemlerini benimsemesi ve "Ölüm ABD'ye, Ölüm İsrail'e, Lanet Yahudilere, Zafer İslam'a" mottosunu alması, İran'ın bölgedeki nüfuz arayışıyla kesişti.

1990 yılında Kuzey ve Güney Yemen'in birleşmesi ve 1994 iç savaşı sonrası Husi liderlerinin İran'a kaçması dönüm noktası oldu. 1994'ten itibaren İran Devrim Muhafızları (IRGC), Husilerin askerî kolu olan Ensarullah'a doğrudan eğitim, silah, lojistik ve finansal destek sağlamaya başladı. Saada ve çevresinde açılan onlarca "eğitim merkezinde" Caferi fıkıh ve Huseyni ideoloji işlenirken, 2004 yılında Hüseyin el-Husi'nin ölümüyle komutanlığı devralan kardeşi Abdülmelik el-Husi, grubu merkezi bir komuta yapısına kavuşturdu.

Sanaa'dan Hudeyda'ya, Perim Adası'na: Kontrolün coğrafyası

2011 Arap Baharı sürecinde Ali Abdullah Salih'in devrilmesi ve Suudi destekli Abdurrabbuh Mansur Hadi'nin gelmesiyle oluşan güç boşluğunu dolduran Husiler, eski rakip Salih ile geçici bir ittifak kurarak 21 Eylül 2014'te başkent Sanaa'yı ele geçirdi. Salih 2017'de taraf değiştirmeye çalışırken öldürülse de, Husiler Sanaa'daki hakimiyetini pekiştirdi. İran ile imzaladıkları sivil havacılık, Hudeyda Limanı'nın genişletilmesi, enerji ve su altyapısı anlaşmalarıyla ekonomik omurgasını da güçlendirdiler.

Suudi Arabistan'ın Mart 2015'te başlattığı "Karz Azmi" harekatı, Hüseleri Aden'den itmekle yetindi; grubun Saada'dan başlayıp batı sahillerini ve stratejik Hudeyda Limanı'nı kapsayan geniş bir kuzey-batı kuşağını kontrolü altına almasını engelleyemedi. Kaynağa göre Eylül 2026 itibarıyla (kaynak metnindeki tarihe göre) yeni toprak kazanımları da sağladıkları belirtiliyor.

Kızıldeniz'den global ekonomiye: Deniz savaşı riski

Husilerin bölgesel etki alanı topraksal sınırları aştı. Kasım 2023'ten itibaren Gazze operasyonları gerekçesiyle Kızıldeniz'de "İsrail'e yardım götüren gemileri" hedef aldıklarını ilan eden milis, gemilerin batırılması, mürettebat kaçı ve ölümlü saldırılar gerçekleştirdi. ABD öncülüğündeki "Refah Muhafızı Operasyonu" ve havacılık strike'ları tehdidi durduramadı; global navlun şirketlerinin çoğu Güney Afrika (Hope Burnu) rotasını tercih ederek maliyetleri ve sevk sürelerini artırdı.

Son dönemde (kaynak 2026 verisi veriyor) ABD ve İsrail'in İran'a yönelik operasyonları sonrası Husiler, Suudi petrol tesislerine büyük çaplı saldırılar düzenleyerek ve Bab el-Mendeb Boğazı'nın girişinde stratejik Perim Adası'nı ele geçirerek Suudi petrol ihracatının hayati rotasını (Doğu-Batı Boru Hattı-Kızıldeniz güzergahı) doğrudan tehdit altına aldı. Birleşmiş Milletler raporları, Hüselerin elinde İran ürettiği sistemlerle birebir aynı teknik özelliklere sahip silahların ve yüz binlerce savaşçının bulunduğunu teyit ediyor.

Türkiye ve Pakistan faktörü: Mekke İttifakı'nın sınavı

Suudi Arabistan'ın bu tehlike algısı, Türkiye ve Pakistan ile imzaladığı "Mekke İttifakı" adlı savunma anlaşmasını gündeme getirdi. Ankara ve İslamabad'ın, Riyad'ın "cihat" çağrısı ve Mekke'ye roket saldırısı sürecinde Huseylere karşı somut bir askeri/politik tutum sergileyip sergilemeyeceği, bölgenin geleceğini şekillendirecek kritik bir bilinmezlik olarak öne çıkıyor. BM aracılığıyla yıllardır sürdürülen ateşkes girişimlerinin kalıcı bir barışa ulaşamaması, çözümün askeri denge üzerinden değil, kapsayıcı bir siyasi sürece bağlı kaldığını gösteriyor.


Kaynak: BBC Türkçe - Haberler
Orijinal Haber: Orijinal haberi görüntüle