Sermaye Piyasası Kurulu (SPK) verilerine göre 7 portföy yönetim şirketine ait 131 yatırım fonunun tasfiye kararıyla beraber başlayan kriz, 455 bin 758 tekil yatırımcının birikimini doğrudan etkiliyor. Yatırımcılar, fonlar işleme kapandığı 17 Eylül tarihinden itibaren para çekme taleplerinin iptal edildiğini, birikimlerinin değerinin günlük olarak eridiğini bildiriyor. Yetkili merciler "mağduriyetlerin giderileceği" yönünde açıklamalar yaparken, etkilenenler somut bir ödeme takvimi ve sorumluluk arayışı içinde.

'Tazminatımı yatırdım, yılların emeği var'

İstanbul'da özel sektörde beyaz yakalı olarak çalışan ve 13 yılını verdiği işten geçen aylarda ayrılan İlker, aldığı işten çıkış tazminatının yaklaşık 200 bin TL'lik kısmını likiditesi yüksek gözüktüğü için TEFAS üzerinden seçtiği bir para fonuna yatırmıştı. Fon seçiminde büyüklük, katılımcı sayısı ve enflasyona göre getiri performansını kriter aldığını belirten İlker, kriz çıktığı günlerin yaşadıklarını şöyle anlattı:

> "İlk bir şeyler duyduğumda 'Parayı çekebiliyor muyum?' diye baktım. Perşembe günüydü. Zaten saat 13.30'dan sonra olduğu için çekemedim. Cuma sabah yine çekemedim. Yoğun çalışıyorum, pek haber dinleyemiyorum. Sonra öğrendim ki bu olay patlak vermiş."

İlker, belirsizliğin psikolojisini bozduğunu, "Bunlar bizim için büyük meblağlar. Tazminatımın büyük bölümünü oraya bağlamıştım. Yılların emeği var. O parayı kurtarmam lazım" diyerek kaygılarını dile getirdi.

'İyi niyetimiz bize pahalıya patladı'

Yıllar Almanya'da yaşayıp döviz birikimini ülkesine getiren, serbest meslek sahibi Can ise Avrupa'daki gurbetçilere yapılan çağrılar ve reel getiri beklentisiyle elindeki dövizleri TL'ye çevirip fonlara yönlendirdiğini açıkladı. Geçmişte bankacılık sektöründe çalışmış olması dolayısıyla SPK denetimindeki sistemin güvenli olduğunu düşündüğünü belirten Can, şu ifadeleri kullandı:

> "Bunlar SPK'da ise, borsada ise bu tür fiktif, manipülatif veya usulsüz işlem olmaz diye düşündüm. Çok ağır denetlenmeleri gerektiğini biliyordum... Ama insan güvenmek istiyor. Tabii ülkenin de sıcak paraya da ihtıyacı var. Bir yandan da orada değerlensin istiyorsunuz. Yani iyi niyetli düşünüyorsunuz. Ama maalesef bu iyi niyet bana pahalıya patladı."

Can, şu an güven kaybı yaşadığını, krizden etkilenmeyen fonlardaki paralarını da çekmeye başladığını ve temel taleplerinin döviz bazında ana paranın geri ödenmesi olduğunu vurguladı. Türkiye'ye dönüş planlarını iptal ettiklerini, Avrupa'daki yatırımcı çevresinin de güveni kırıldığını kaydetti.

'Gözümün önünde eriyor, Çin işkencesi gibi'

Ticari faaliyetleri olan Evrim Tavacı, İstanbul'daki evini satıp Portekiz'e göç ettikten sonra elindeki nakidin erimemesi için hisse senedi fonlarını tercih ettiğini söyledi. Yatırım fonlarını bilmediğini, "Risk dediğimiz şey, 'Paranın inmesi çıkması farklıdır' anlamındadır. Yoksa 'Paramı koyarım, yarın ortadan kaybolabilir' demek değildir" diyerek risk algısının tamamen farklı olduğunu belirtti. Uygulamadaki parasının son durumda yaklaşık yüzde 90 azaldığını gören Tavacı, durumun "Gerçekten çok korkunç. Yani benim gözümün önünde eriyor, hiçbir şey yapamıyorum. Çin işkencesi gibi" olduğunu ifade etti. Tavacı, kira ve yaşam masrafları için para ihtiyacı olduğunu, "Ülkenin şu konjonktüründe sadece ana paramızı verseler, ona razıyız" diyerek minimum talebini belirtti.

'Ponzi denmesi bizi çok üzüyor, çaldıklarını sanmıyorduk'

Ankara'dan genç hukukçu adayı Hazel Köse, ileride bir hukuk bürosu açma hayaliyle annesini de ikna ederek birikimlerini hisse senedi fonlarına yatırdığını anlattı. "Milliyetçi hislerle, ülkesini seven bir gencin hisleriyle hareket ettim. Bir ülkenin vatandaşı en çok kendi borsasına güvenir" diyen Köse, "Biz devlet güvencesi var diye düşünerek bu yatırımı yapmıştık" dedi. Piyasadaki bazı aktörlerin "daha açgözlü" olduğu ve kontrolün onlarda olduğu yönündeki tespitiyle, "Bizim hayallerimizi, bizim emeklerimizi çaldılar" diyerek haksızlık duygusunu paylaştı. Köse, sadece ana para talebini reddederek, "Bu tamamen benim cebimde duran paramın yatırım vaadiyle benim cebimden hortumlanması" nedeniyle getirili ödemeyi de hak ettiklerini savundu.

Avukat: "SPK eksik ve kusurlu süreç yönetti"

Köse'nin avukatı Batuhan Erdemir, SPK'nın süreci "açıkçası hem eksik hem de kusurlu bir şekilde yönettiğini", daha hızlı adım atılarak mağduriyetlerin önlenebileceğini belirtti. Erdemir, vatandaşların SPK denetimindeki sisteme güvenerek yatırım yaptığını, mağdurların artık "suçlu kim varsa hesap vermesini" ve yatırım anlamındaki zararın giderilmesini istediğini aktardı.

Yetkilerden 'Fon Koordinasyon Kurulu' ve DDK devriyesi

Krizin boyutu büyüdükçe siyasi irade de devreye girdi. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, 29 Eylül'de ekonomi kurmayları ve SPK, BDDK, Borsa İstanbul başkanlarıyla yaptığı toplantı sonrası Devlet Denetleme Kurulu'nü (DDK) başkanlığını Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz'ın üstleneceği şekilde devreye soktu. Erdoğan, "Türkiye bu meseleden güçlenerek çıkacaktır" dedi. Aynı gün İletişim Başkanlığı, Yılmaz'ın başkanlığında "Fon Koordinasyon Kurulu"nun kurulduğunu, amacın yatırımcıların meşru hakları ve kamu yararı gözetilerek sürecin hızlı yürütülmesi olduğunu açıkladı. SPK ise 28 Eylül'deki açıklamasında, 17 Eylül 2024 tarihli (kaynak metninde 2026 olarak geçen tarih, bağlamdan 2024 olduğu anlaşılıyor) alım-satım talimatlarının tasfiye bakiyesinden ödeneceğini, tasfiye süresinin 3 aydan 6 aya çıkarıldığını ve Tera Portföy'de İşbankası, diğer şirketlerde Ziraat Bankası'nı yetkilendirdiğini bildirdi.

Yatırımcılar sosyal medya gruplarında dernekleşme çabaları içindeyken, adalet arayışı hem idari hem de yargı mercilerine taşınıyor.


Kaynak: BBC Türkçe - Haberler
Orijinal Haber: Orijinal haberi görüntüle